“Kucağa alışmasın” miti doğru mu?

Özellikle büyüklerimizin sıklıkla söylediği bir söz vardır, “Bebeği kucağa alıştırmayın!”. Peki, bu söz ne kadar geçerli?
 
Bebeklerin kucağa alışması konusu çok yeni değil aslında, eskiden beri bebekli ailelerin gündemini meşgul eden bir konu. Özellikle de bebeklerin uyku eğitiminde uygulanan “Bırakın ağlasın, bir süre sonra susup uykuya geçer”, yaklaşımı da kendi kendine uykuya geçemediği için ağlayan çocuğun kucaklanmasının sanki doğru bir şey olmadığı izlenimini yaratıyor anne babalarda…
Bu tür yaklaşımların bebeğin psikolojik gelişimi için çok da doğru olmadığını söyleyen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nuriye Ayça Gül, kucaklanmaya ihtiyaç duyan bebeklerin bu ihtiyaçlarının her istediğinde karşılanması gerektiğini vurguluyor. Özellikle ilk 2 yıl içinde dozunda uygulanan bir sevgi ve kucaklama ile çocukların kucağa alışması gibi bir şeyin söz konusu olmayacağını belirtiyor.
 
Dozunda sevgi
 
Anne babalar özellikle ilk çocuk sahibi olduklarında, çevreden yoğun bir öneri ve yönlendirme bombardımanına tutulurlar. Bazen bu öneriler, özellikle bebekle olan iletişimle ilgiliyse kafa karıştırıcı olabilir. Savunmasız, başkalarına bağımlı, konuşamayan ve dertlerini ağlayarak ifade etmeye çalışan bu küçük meleklerle geçirilecek uzun bir yolculuğun ilk temellerini sağlam atmak, tüm aile için huzurlu yarınlar sunacaktır. Bu nedenle anne-babalar, içlerine sinmeyen her türlü öneri ya da uyarıyı bu işin uzmanı bir çocuk doktoruyla paylaşmalıdır. Bunlardan biri de; bebeğini sık sık kucaklama, alışırsa başa çıkamazsın, bırak ağlasın, ağlar ağlar susar gibi mitlerle ifade edilen kucaklama fobisidir. Genelde bu tip ikazları da, sıklıkla aile büyükleri kendi dönemlerinden kalan birtakım hayat koşullarından esinlenerek yapar.
Eskiden evlerde çamaşır, bulaşık vs. makinelerinin olmaması, ziyaretçilerin sık, ev ortamlarının kalabalık olması gibi nedenlerden dolayı, annelere fazlaca sorumluluk düştüğü için, bebeğe ayıracakları vakit haliyle kısıtlıymış ve bebek her istediğinde kucağa alınamıyormuş. Ama günümüzde koşullar değişti. Annelere ev işlerinde, yemek yapımında yardımcı birçok ev aleti var. En basitinden bebek bezleri bile kullanılıp atılan cinsten olduğu için anneyle bebeği birlikte sıkça vakit geçirebilir. Anne-baba bebeğin istediği kadar; ne çok fazla koruyucu davranarak, ne de çok fazla mesafeli olarak, dozunda olmak kaydıyla onu kucağa alıp, koklamalı, ten temasında bulunmalı ve yanında olduğunuzu hissettirmelidir.
 
Kucaklanmak onları rahatlatır
 
Yenidoğan bebeğe alışmakta erişkin yaşta olan anne-babalar nasıl bir adaptasyon stresi yaşıyorsa, bu küçük bedenler de yeni ortama alışmakta bunun kat be kat fazlasını yaşayacaktır. Çünkü anne karnındaki gürültülü, karanlık ve sadece kendine ait olan ortamdan sonra çok farklı bir ortama geçiş vardır. Bu süreçte kendisini anlayacak, yeni yaşam alanında da güvende hissetmesini sağlayacak, ihtiyaçlarını karşılayacak birilerine ihtiyaç duyar. Çoğu zaman da bunu ağlayarak ifade ederler. Bebekler sırf acıktıkları, altlarını kirlettikleri, gazları olduğu ya da başka bir sağlık sorunları var diye ağlamazlar. Her zaman bir sorun aramamak gerekir. Kendilerini güvende hissetmek, anne-babalarıyla temas etmek için de ağlarlar. Ve kucaklanma gibi basit bir çözümle rahatlarlar.
Özellikle dış dünyaya adaptasyonda ilk aylar başta olmak üzere ilk 6 ay çok önemlidir. İlk bir yıl, bebeği her istediğinde kucağa alıp, sarılarak, sevgi dolu bir tonla ninniler söyleyerek; ona, annen baban olarak biz senin yanındayız, ağlamalarına duyarlıyız ve ihtiyaçlarını önemsiyoruz mesajını verdiğiniz zaman çocuğun özgüveni ve ebeveynleriyle arasındaki iletişim köprüsü çok sağlam kurulacaktır. Her bebeğin ağlama sıklığı ve kucaklanma isteği farklıdır. Geçirilen hamilelik sürecine, bebekle anne arasındaki diyaloğa, ailenin yapısına göre kimi bebek az, kimi bebek daha çok güven ihtiyacı, kucaklanma isteği gösterebilir. Yine kimi bebekler temastan daha fazla hoşlanır. Anne-baba, bebeğinin kişilik yapısını zamanla ona duyarlı olduğunu göstererek anlayacaktır.
 
Emzirmek daha sık temas sağlar
 
İlk zamanlarda bebeğin sevgi ve temas ihtiyacı yeterince kucaklanarak ve emzirerek karşılanırsa bir süre sonra özgüveni ve anne-babalara karşı güveni oluşacak, böylece bebek artık kendi kendine vakit geçirmeyi de öğrenecektir. Özellikle oturmaya başladıkları 6-7. aylardan sonra kucaklanma istekleri ve ihtiyaçları azalacaktır. Bazen de 6-7. aylarda yabancıları yadırgama fobisi oluşabilir. Belki bu dönemde geçici bir güven ihtiyacı artabilir. Bu dönemlerinde hakkıyla sevgi ve kucaklanma tatmini yaşayan bebekler, daha sonra kendi kendine vakit geçirebilen çocuklar olacaktır. Çünkü kendi başına oynadığında, bir şeye ihtiyacı olduğunda nasıl olsa birinin ona yardım edeceğini bilir ve güvenir, tedirginlik yaşamaz. Bebeğini emziren anneler, emzirirken bebeğiyle sıkça temas eder. Emzirmeyen annelerin, bebeğini kucağa alma ve sarılma gibi sevgi gösterilerini daha sık yapması gerekir.
 
“Çocuklarınıza sevgi sunmaktan kaçınmayın”
 
Son zamanlarda uyku eğitimleri sırasında; ağladığında hemen kucağa almayın, ağlar ağlar ama bir süre sonra kendi kendine uyumayı öğrenir bakış açısı çerçevesinde olan yaklaşımlar sıkça görülüyor. Evet, çocuk belki bu şekilde uyumayı öğrenir ama ruhunda, psikolojisinde annem-babam bana duyarlı değil, yardım çağrılarıma kulak asmıyor deyip, sunulan kadarıyla idare etmeyi öğrenip, kalıcı psikolojik zarar görebilir. İlk 2 yıl bu açıdan çok önemlidir. İlk bir yıl anneye güvenli bağlanma dönemidir. İlk yılın 6-8 ayında yabancıları yadırgama döneminde güven duygusu ve sevgi ihtiyacının en iyi şekilde karşılanması, uzun vadeli sonuçlar açısından çok önemlidir. Aile içinde tatmin edilen sevgi ve güven ihtiyacı, bebeğin ruhunu yeterince beslediği zaman, özellikle 2 yaş sonrasında ebeveynlere yapışık olmayan, dışa açık çocuklar yetişecektir. Çocuk etrafına karşı güven ya da tehdit sorunu yaşamayacaktır. Bu sayede dört-beş aralığında yaşayabilecekleri psikolojik değişimleri, en yumuşak geçişle atlatmış olurlar. Sevginin, kucaklamanın, sarılmanın miktarı, ücreti, tükenme sorunu, kısıtlaması olmaz. Çocuklarınıza sevgiyi sunmaktan kaçınmayın. Unutmayın ki, mutlu yarınlar erken sevgi yatırımlarıyla mümkündür. 
 
Kaynak: Sabah / Aytülike Keskin
Yazıyı Oylayın


Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading...
Menu Title